Sağlıklı Yaşam Önerileri

 

SAĞLIKLI YAŞAM PRENSİBİNDE

DİYET VE ZAYIFLAMA PROGRAMLARI

                                                               

  Sağlıklı yaşam tablosu içerisinde beslenme ve diyet programlarının düzenlenmesi çok önemlidir.Çünkü bilindiği gibi yanlış diyetler hormon sisteminden kalp damar sistemine kadar vücudumuzun pek çok sistemini tehlikeye sokmaktadır. Örneğin kolestrerolü eksik diyet programlarında insanların hormonal dengeleri bozulur ve bu durum özellikle hanımlarda adet düzensizliği yahut adet görememek gibi önemli sorunlara neden olabildiği gibi  bu durum erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olabilmektedir.

 

                                            

Öte yandan vücut için büyük değer olan protein içinde aynı şeyleri söyleyebiliriz. Vücudun temel yapı taşı olan proteinler bağışıklık sisteminin temel yapı taşlarıdır. Onun eksikliği beraberinde kalp damar sistemi sorunlarını da beraberinde getirebilmektedir.

 

 

Unutulmamalıdır ki günümüzde dünyada üç insandan biri hatalı ve dengesiz beslenmenin kurbanı oluyor. Şişmanlığın yarattığı kalp damar dolaşım bozuğu başta olmak üzere pek çok sağlık sorunu sonucunda  hayatını tehlikeye atıyor. Diğer yandan dünyada milyonlarca insan zayıflamak için hatalı ve dengesiz beslenmenin yarattığı hastalıkların kurbanı oluyor.

 

 

 

             

 

              KİM NE KADAR ZAYIFLAMALI

                                           

Sağlıklı zayıflamada varılmak istenen hedef kilo bireylerin varmayı düşündükleri düşük kilolar değildir. Bilimin kabul ettiği Vücut Kitle İndeksi denen metotla yapılan ölçüm değeri olmalıdır. Vücut kitle indeksi, ağırlığın boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle elde edilir. Bulunan değer 20-24.9 arasında ise bu normaldir.

 

Maalesef pek çok insan vücut kitle indeksinin 20 nin altında olacağı kilolara için çaba gösteriyor. Bilinmesi gereken şey aslında ideal görünümün, estetik görünümün  veya sağlıklı olmanın çok zayıf olmakla aynı şey olmadığıdır. VKİ 20’nin altında olması sağlık ve estetik açısından iyi değildir.

 

 

      GENÇ KIZLAR VE HANIMLAR DİKKAT

                                    

  Bluğ çağı denen bu dönemde zayıflama uğruna  yapılan yanlışlar kalıcı hastalıklara neden olmaktadır. Özellikle 11 – 16 yaş arası bireylerin  boy uzaması,vücut ağırlığı ve kemik gelişimi sürmekte olduğu için bu dönemde yeterli ve dikkatli beslenmeleri gereklidir. Vücudun ihtiyacı olan protein,vitamin ve mineralleri titizlikle alınmaması halinde; kansızlık,adet düzensizliği,saç dökülmesi,metabolizma hızının düşmesi,bağılık sistemi zafiyeti gibi  hastalığın tehdidi altında olduğu unutulmamalıdır.

 

 

 

 

 

 

YANLIŞ DİYETLER SAĞLIKSIZ HAYATLAR

 

Fazla kilolardan kurtulmak öncelikle sağlığın şartıdır. İnsanlık bunu asırlar öncesi keşfetmiş ve bu konudaki çalışmaları bilimsel çerçevede sürdürmüştür. Bunun aksi davranışlarla yayılan hatalı diyetler sağlığınıza vurduğunuz ciddi bir darbedir.

 

NASIL YEMELİ NE YAPMAMALISINIZ.

 

Çabuk yemek: Sindirim ağızda başlar.İyi çiğnenmeyen besin sindirim organlarında ekşir.Çok çiğneyin.Yemek yemeye vaktiniz yoksa sindirebileceğiniz kadar yiyin.

 

Çok yemek: Tam olarak doymadan kalkın Sofrada az çeşit bulundurun

 

Birbirine yakın öğünler: Mide ve bağırsak görevini yerine getirmek için zamana ihtiyaç duyar.Normal bir sindirim için 4-5 saat gereklidir.Öğünlerinizin arası da bu kadar olmalıdır.,

 

Yemek arası yemekten kaçının: Sindirimi yorarsınız.

 

Gece yemeleri: Uyku sindirimi geciktirir.Beden ertesi güne yorgun başlar.

 

Sinirliyken yemeyin: Sinir sistemi sindirim yardımcı olamaz

 

7 Saat uyuyun: Uykusuzluk sindirim sistemi bozukluklarına  yol açabilir.

 

Bol acılı baharatlı yemekler: Sindirim öz suyunu tahriş ederel midenin kimyasal bileşimini bozar.

 

Aşırı şeker: Şeker çabuk ekşiyen bir maddedir. Sindirimle ilgili tüm organları olumsuz etkiler.

 

Çay-Kahve: sinir sistemine etki eder ve sindirim üzerinde olumsuz etki yaratır.

 

Çiklet: Midedeki asidi çoğaltır.

                                                               

HANGİ BESİN  İNCELTİYOR

                                                       

Bol miktarda lif ve posa bulunan gıdalar sizi inceltir.Bu maddeler mideyi doldurduğu gibi az miktarda tüketilmesi halinde bile tokluk hissi yaratır.Bu lifler enerjinin bedene yayılmasına da yardım eder.Bilindiği gibi rafine edilmiş karbonhidratlı besinlerden uzak durmak gerekiyor.

 

 

Vücuda alınan karbonhidratlarında proteinlerinde fazlası yağ olarak depo edilir.

 

 

 

Kilo vermek alınan ve yakılan kalorilerin dengelenmesi ile ilgilidir. Yediğiniz her yiyecekte belli miktarda kalori vardır.

 

l gr.yağ                 =9kg kalori
l gr karbonhidrat    =4kg kalori
l gr. protein           =4 kg kalori

 

 

 

 

 

 

 

 

Kalori hesabı zayıfalamanın şartıdır. Aldığımız  kalorinin %12-15`i protein, %25-30`u yağ  ve %50-60`ı karbonhidratlardan olmalıdır.

 

                                             

KENDİ LİSTENİZİ OLUŞTURUN

 

Gün içindeki hareketliliğinizi ,yaktığınız kaloriyi göz önüne alarak.Sağlıklı beslenme menüsü oluşturmanız mümkündür.

 

 

YÜKSEK KALORİLİ BESİNLER(ŞİŞMANLATICI) 100gr.

 

 

Kuru badem- 620

Bezelye- 330

Ceviz 620

Beyaz ekmek-250

Kuru fasülye-330

Hurma-300

Kızartmalar-400

Kek-300-550

Kuzu eti-600-700

Margarin-750

Sosis- 560

Şeker-380

Ton balığı-225

Yumurta sarısı-370

 

 

ORTA KALORİLİ(YAVAŞ ZAYIFLATICI)100 GR.

 

Beyaz peynir-190

Dana eti-170

Muz-90

Patates fırın- 100

Patates haşlanmış-80

Süt-70

Zeytin-120

 

 

 

 

DÜŞÜK KALAORİLİ(ZAYIFLATICI) 100 GR.

 

 

Domates-25

Enginar-60

Havuç-45

Pırasa 40

Salata-25

Patlıcan-30

Salatalık 15

Mantar- 20

Sebze çorbası-50

Soğan 45

Süt yağsız –35

Şeftali-50

Yeşil fasülye-30

Yoğurt-45

Elma-50

Ispanak-20

 

 

 

 

          KOLESTEROL VE BESLENME

 

 

Kolesterol,yaşam için gerekli maddedir ve tüm vücutta bulunur. Vücutta da  özellikle karaciğerde kolesterol üretilir.Kanda kolesterol miktarının az olması görevini yerine getirmesi için yeterlidir.Vücut kolesterolü kullanarak hormon, D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir.

 

Kısaca belirtmek gerekirse,Kandaki kolesterol miktarı artacak olursa, kan damarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine ve daralmasına neden olur. Damarlar, yaşamsal faaliyetlerimizi sürdüren organlarımıza kan taşıyarak çalışmalarını sağlar. Kolesterol, hangi organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar ortaya çıkar. Kalp,yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliği gibi.

 

İki tip kolesterol vardır. LDL olarak adlandırılan kötü huylu kolesterol ve HDL dediğimiz iyi huylu kolesterol.

                     

LDL kolesterolün  yükselmesi kadar HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir. Kişiyi kalp krizi, felç, damar tıkanması, böbrek yetmezliği gibi hastalıkların tehdidi altında bırakabilmektedir.

  • Yediğimiz gıdalar
  • Genetik unsurlar
  • Şişmanlık

Stres kolesterolü ve kötü huylu kolesterolü yükseltir.

 

 

’Kolesterol zengini besinler çok tüketilirse, daha çok kolesterol ve daha çok doymuş yağ alınır.’’

Kötü kolesterol, kalp krizinin altyapısını oluşturan en önemli etkenlerden biridir.  Vücudumuzda kolesterol yapımı devam eder. Gıdalarımızla aldığımız  kolesterol miktarına paralel olarak vücut üretim miktarını arttırır yada azaltır. Ancak gıdalarla aldığımız kolesterolün tamamı kullanılmaz dolayısıyla kanda birikerek sağlık açısından tehlikeli olmaya başlar. Kolesterol açısından zengin olan gıdalar fazlaca tüketilmeye başlandığında kolesterolle birlikte doymuş yağda alınır ki buda kolesterolü yükselten bir faktördür. Dolayısıyla kolesterolle baş etmenin yolu yine beslenmeden geçiyor. Kolesterol oranı düşük, az doymuş yağ bulunduran besinleri tercih ederek ve tuzu kısıtlayarak ilk adımı atabilirsiniz .

!DOYMUŞ YAĞ ORANI YÜKSEK BESİNLER

Hayvansal yağlar                    Yumurta sarısı   

Margarin                                      Tereyağı

Hindistancevizi                           Hurma yağı

Kakao                                                      Çikolata

Tam yağlı mandıra ürünleri

(peynir süt dondurma)

Kanatlıların derisinde

 

SAKATATAN UZAK SEBZEYE YAKIN DURUN.

Karaciğer, böbrek ve beyin gibi etler kolesterol içeriği hayli zengin gıdalardır ve uzak durulması gerekir.Bunun yerine sebze, meyve ve hububat tercih edilmelidir.

YAĞLAR HAKKINDA BİLİNMESİ        GEREKENLER:

  • 100 gr. tereyağın 90 gramı yağdan oluşur.Bununda yüzde 60’ı doymuş yağdır.
  • Sütte ortalama %3 oranında yağ bulunur. %2’si doymuş %1’i doymamış yağdır.
  • Zeytinyağının %17’si doymuş kalan  %83’ü doymamış yağdır.

Sığır etinde %5 ila %10 arasında doymuş yağ vardır.

                 

 Kolesterolsüz Gıdalar

 

Besin

Kolesterol

Tüm Sebzeler

0 mg

Tüm Meyveler

0 mg

Tüm Tahıllar

0 mg

Tüm Tohumlar

0 mg

Tüm Kuruyemişler

0 mg

Tüm Sıvı Bitkisel Yağlar

0 mg

 

SAKININ                             

  Açma, poğaça,kek,börek, Tam yağlı süt, konsantre süt,krema kaymak, yağlı peynir ve yoğurtlar, kızarmalar, Karides, kalamar,dondurma, baklava, pasta, bisküviler,Çikolata ,çikolatalı tatlılar                                                  

 

 

 

TÜKETİN

Kepekli buğday, çavdar ekmeği, yulaf ezmesi, mısır gevreği, makarna, pirinç, bulgur ,yağsız süt, az yağlı peynir, yağsız yoğurt, yumurta akı, beyaz etli ve yağlı balıklar (ızgara, buğulama). Domates, salatalık, mısır, göbek ya da marul, havuç, yağsız sütle yapılan tatlılar (muhallebi, sütlaç vb), meyve salatası, tavuk, hindi, dana, av eti.

 

 

 

 

 

Amerikan Tıp Birliği tarafından yapılan bir araştırmada, haftada 5 porsiyon balık yiyen kadınlarda kalp krizi geçirme oranlarının 1/3 oranında azaldığı görülmüştür.

 

                   ŞEKER GERÇEĞİ

 

Şeker hastalığının günümüzde en çok rastlanan ve insana en çok zarar veren tehlikeli birkaç hastalıktan  biri olduğunu hatırlatarak başlayalım. Diyabet, Pankreasın ürettiği insülinin etkisizliği veya yetersizliği sonucu kan şekerinin yükselmesi halidir ve  2 tip’tir.

                              

 

 

Tip 1 diyabet ve tip 2 diyabet

 

Tip1 diyabet pankreas hücrelerinde insülin yapımının durmuş yada çok azalmış olduğuna bağlı diyabet(şeker hastalığı) türüdür. İnsülin salınımı olmadığı için dışarıdan insülin alınması gerekir. Çocuklarda veya gençlerde yani erken dönemlerde görülen diyabet türüdür.

 

 Tip2 diyabet; İnsülin seviyesine bağlı değildir pankreas normal veya normale yakın insülin üretimini ileri yaşlara kadar sürdürür,fakat fazla kilolu olma durumu gibi nedenlerden ötürü insülin, şekeri hücrelerin içerisine sokma etkisi görevini istenilen ölçüde gösteremez ve  kan şekeri yükselir. Genelde 35 -40 lı yaşlardan sonra oluşur.

                                   

 

İnsülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin çok artması, zehir etkisi yaratır ve vücudun tüm hücrelerini tahrip eder.

 

 

                        

 

           DİYABETİN BELİRTİLERİ

 

*Kilo kaybı

 

*Enfeksiyonlara eğilim ve yaraların çabuk   iyileşememesi

 

*İştah artışı ve çok yeme

 

*Sık idrara çıkma

 

*Çok sus içme ve susama

 

 

 

DİYABET TANISI NASIL KONUR

                  

Diyabette tanı 12 saatlik açlıktan sonra tekrarlanan ölçümlerde kan şekerinin 126dan yüksek çıkması halinde konur. Veya OGTT denilen oral glikoz tolerans testi veya şeker yükleme testinde testten 2 saat sonra kan şekerinin 200mg’dl veya üzerinde çıkması ile anlaşılır.

 

GİZLİ ŞEKER

 

Aslında belirgin şeker hastalığı olmayan ama bir süre sonra gerçek şeker hastalığı gelişecek kimselerdir.

 

Bu insanlar genelde kiloludurlar ve yeme alışkanlıkları bozuktur.Eğer zamanında şeker hastalığı gelişmeden önce teşhis edilir ve fazla kiloları verdirilirse şeker hastalığının gelişme riski oldukça düşer.Gizli şeker tanısında bireylere 75gr şeker içirilir ve eğer kan şekeri iki saat sonra yapılan ölçümde 140-199 arasında çıkarsa bu gizli şeker olarak kabul edilir.Düzgün bir beslenme alışkanlığı ile beraber yürüme ve benzeri tarzda düzenli yapılacak egzersizler,gizli şekerli bireylerin diyabet hastalığına geçişini büyük ölçüde engeller.

 

 

*RAFİNE GIDALARDAN UZAK DURUN

                                      

Rafine gıdalar yerine işlenmemiş ürünler tercih edilmelidir.Pirinç pilavı yerine esmer pirinç veya bulgur pilavı beyaz makarna yerine kepekli makarna ,beyaz ekmek yerine tam kepekli ekmek ,çavdar ekmeği veya yulaf ekmeği terci edilmelidir.

                   

 

 

*HANGİ MEYVE

Meyve olarak glisemik indeksi düşük veya orta dereceli meyveler tercih edilmelidir.Karpuz üzüm ,incir,muz gibi yüksek glisemik indeksli meyeler yerine

ELMA ,ARMUT ,ŞEFTALİ, MANDALİNA , ERİK gibi meyveler tercih edilmelidir.Örneğin sahurda alınacak bir yeşil elma diyabet hastaları için idealdir.

 

 

 

 

 

 

 

 

*BAKLAGİLLERDE DURUM

 

Kurufasülye, mercimek,nohut,bezelye,barbunya gibi kurubaklagiller yukarıda bahsettiğimiz ikiye bölünmüş iftar yemeğinde, çorba ve kahvaltılıklardan  bir iki saat sonra yenecek ideal besinlerdir.

                         

 

 

 

   *ET VE BALIKTA DURUM

 

Şeker hastalarında et ve balıktaki kısıtlama kriteri kalp ve damar sağlığı açısından fazla yağlı ve kolesterolü yüksek etlerden  ve sakatatlardan mümkün olduğunca uzak durulması gerektiğidir.Zira,diyabet hastalığının damarlar üzerinde yapacağı tahribat etkisine yüksek kolesterol ve yağlı besinlerin yapacağı etkinin eklenmesinden kaçınılmış olunur.

 

 

 

 

DİYABETTE GİLSEMİK İNDEKS

                          

 

Glisemik indeks karbonhidratların kan şekeri düzeyine olan etkilerini  ölçümleme sistemi olarak adlandırılır. Besinlerin karbonhidrat içerikleri kan şekerini değişik derecelerde yükseltmekte olup glisemik indeksi düşük olan besinler genelde tercih edilen besinlerdir.

 

 

 Bunun sebebi glisemik endeksi düşük besinlerin insanları daha uzun süre tok tutabilmeleridir.

Glisemik indeksi yüksek besinlerin alınması sonucunda ise bu ağır şekerlere karşı insülin fazla miktarda salındığından ve sonra hızla düştüğünden acıkma daha hızlı olmaktadır.

 

 

Kan şekerinin ani ve dengesiz biçimde yükselmesinin bir başka yan etkisi de bu şekerin yakılamayıp yağa dönüşmesi neticesinde kilo alımına sebep olmasıdır.

 

              GLİSEMİK İNDEKS TABLOSU

 

 

DÜŞÜK

 

Barbunya , kuru faslye, nohut, mercimek, portakal, elma,kepekli ekmek,yulaf,tam buğday ekmeği,elma armut,hamşeftali,mandalina,erik,çilek,kiraz,kayısı,greyfurt,süt,yoğurt,fındık,vişne,greyfurt,yoğurt,dondurma

Taze fasülye,

 

ORTA

 

Esmer pirinç,çavdar ekmeği,kivi,kayısı,olgun şeftali bulgur pilavı,makarna,portakal suyu,spagetti,

 

YÜKSEK

 

Patates, beyaz ekmek, beyaz pirinç, beyaz şeker, muz kavun, karpuz,mısır,börek,hamur işerli, havuç, pancar turp,incir,bal,mısır gevreği,kuru üzüm

 

 

Şeker hastalarının glisemik indeks konusunda  dikkat etmesi gereken bir noktada; meyvelerin ham olgun oluşu yada pişirilmeleriyle ilgili durumdur. Örneğin ham şeftalinin glisemik indeksi düşükken olgun şeftalinin yüksektir.Yine aynı şekilde Fırında pişen patatesin orta glisemik indeks listesindeyken yağda kızarmış patates yüksek glisemiks indeks sınıfındadır.Taze meyve suları düşük ve orta glisemik indeksli  işlenmiş meyve suları (konsantre meyve suları) yüksek glisemik indekslidir.Ayrıca meyveler meyve sularından daha düşük glisemik indekse sahiptir.Meyveleri posalarıyla tüketerek glisemik indeksi daha düşük hale getirmek mümkündür.

  BESİNLERLE SAĞLIKLI BESLENMEK

 

ŞEKERLE İLİŞKİNİZİ GÖZDEN GEÇİRİN            

 

Vücudun yakıtı olarak kabul edilse de şekerin yaptığı tahribat bedeni zamanından önce yıpratır. Şeker pek çok işlemden geçtikten sonra kimyasal maddelerle ağartılarak rafine edilir.Şekerin neden olduğu tahribatlar ise oldukça fazla.

 

 

·         Şeker bağışıklık sistemini zayıflatabiliyor, mineral dengesini bozabiliyor.

 

 

·         Karaciğer, migren,asabiyet,uykusuzluk,çarpıntı

yorgunluk yaratıp meme, yumurtalık, prostat kanserine yol açabilmekte.

 

 

·         Şeker kalsiyum ve bakır emilimini engeller. Şeker serotonin seviyesini yükseltir bu nedenle kan damarlarını daraltabilir.

 

 

·         Krom ve bakır eksikliğine yol açar. Hormonal dengesizliğe neden olabildiği gibi kronik hastalıkların iyileşmesini engeller.

 

 

 

·         Kemiklerin kirecini kemirir B1 vitaminini yok eder.

 

 

 

                  TUZ ZARARLI MI?

 

Tuz, insan bedeninin içerisindeki sıvıları dengeleyici özelliğinden kaynaklanıyor. Kanımızda litre başına 7gram tuz vardır. Aşırı tuz hücrelerin suyunu atmasına engel olur. Bedende atıklar birikir ve bu atıklar zaman içinde tehlike yaratır.

 

Yetişkin bir insanın tuz ihtiyacı 6 ila 10 gr.arasındadır. Bu limiti belirlerken yemeklerimize serptiğimiz yani direk aldığımız tuzun ötesinde tükettiğimiz gıdaların içinde bulunan tuzu göz ardı etmemek gerekiyor. Tuz ile potasyum arasında ilginç bir ilişki vardır. Tuz tüketildiği oranda vücut potasyumu kaybeder; Potasyum yendiği oranda da tuz vücudu terk eder.

 

 

 

POTASYUM: Hipertansiyon riskini azaltır, kemiklerin mineral yoğunluğunu artırır. Neler de bulunur?

Kırmızı ve beyaz et, balık, süt, bamya, muz, domates, dolmalık biber ve portakal.

 

Tuz tüketiminin artması şişmanlık, nefrit (böbrek iltihabı), yüksek tansiyon ve damar sertliği gibi hastalıkları da beraberinde getiriyor.Yapılan araştırmalar çocukların yetişkinlere oranla daha çok tuz tükettiğini gösteriyor.Çünkü  çocukların çok sevdiği  tatlı bisküviler, puding gibi pek çok üründe yüksek  oranda tuz bulunabilmekte bu ürünler tatlı kategorisinde değerlendirildiğinden farkına varılmamaktadır. 

                 

ANTİOKSİDANLAR

 

ANTİ-OKSİDAN kelimesini açmadan önce onun zıt anlamını belirtmekte yarar var.Anti oksidan kelimesinin karşıtı olan oksidan ile  antioksidanların karşıtı olan oksidanlar nelerdir.

 

Okside olmuş maddeleri paslanmış olarak tanımlarız. Bunun kimyasal nedeni ise oldukça basittir.Oksijenle temas eden her madde okside olur. Örneğin demirin paslanması yada balıkları sudan çıktıktan sonra ölmesi, oksijenin zararlı etkileridir.

 

 Soluduğumuz havadaki oksijen, vücut içinde serbest radikaller adı verilen ve toksik (zehirli) bazı maddelerin oluşmasına neden olur.Bunun dışında vücudumuzda da sürekli olarak oksidan maddeler oluşur. Bu maddelerin kaynağı çoğunlukla besinlerden enerji üretimi ve tüketimi  sırasında meydana gelen  kimyasal olaylardır.

 

Çevre kirliliği,stres yorgunluk,depresyon,ultraviyole ışınlar sigara vs. gibi pek çok olumsuz etmen insan vücudunda oluşan oksidanların dışında oksidan oluşumuna zemin hazırlar.

 

Bu etmenlerin oluşturduğu ve bizim Serbest radikaller olarak tanımladığımız zararlı maddeler zaman içinde hücrelerimizi ve organlarımızın paslanmasına neden olur. İnsan vücudu oksidanlara karşı kendi ürettiği vitaminler ve salgıladığı enzimlerle yani doğal antioksidanlarla başa çıkamaya ve  bunları zararsız hale getirmeye  çalışır.  Ancak bazen yetersiz kalabilir.

 

 

SERBEST RADİKALLERİN ZARARLARI

 

Yapılan çalışmalar serbest radikallerin vereceği zararların çeşitli hastalıklara neden olabileceğini göstermiştir. Kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı (diyabet), kanser, karaciğer hastalıkları, romatizmal hastalıklar, sinir sistemi hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları, cilt hastalıkları,kırışıklıklar ve cinsel işlev bozukluğu bu hastalıklardan bazılarıdır.

 

 

Antioksidanlar; serbest radikalleri yok eden kimyasal maddelerdir Bunu vücudumuz gerektiğinde kendisi üretir.

 

 Yani Antioksidanlar, vücut hücreleri tarafından üretildiği gibi, gıdalarla da alınan bir grup kimyasal madde. Antioksidanların vücutta gerekli seviyelerde bulunabilmesi için, yüksek oranda antioksidan içeren çay, meyve ve sebze gibi besinler alınmasına dikkat edilmelidir.

 

 

Hücrelerimiz ve sindirim sistemi doğal yolla alınan antioksidanları daha doğru ve etkili kullanabilmektedir.

 

 

 

  Vücudunuzun ihtiyacı olan antioksidanı alabilmesi için, sebze-meyve ağırlıklı beslenmek büyük önem taşımaktadır. Beslenme yoluyla daha zengin antioksidanlar alınmaktadır

 

 

Antioksidanlar hangi hastalıklara karşı etkilidir ?

 

·         Yüksek tansiyon ,yüksek kolesterol seviyelerinin düşürülmesinde

·         Kalp krizi ve felce karşı korunmada
Her çeşit kanser riskinin önlenmesinde

·         Yaşlanma sürecinin ve ciltte kırışıklığın geciktirilmesinde

 

·         Romatizmal hastalıklarda

 

·         Kanser hücrelerinin büyümelerinin durdurulması ve geriletilmesinde

·         Sigaranın vücuda verdiği zararların azaltılması

·         Kilo problemlerinin kontrol altına alınması
allerjik hastalıkların önlenmesinde, antioksidanlar destekleyici olarak kullanılır.

 

 

   Araştırmalar bazı vitaminlerin yaşlanma sürecini yavaşlattığını ve yaşam kalitesini artırdığını gösteriyor. Antioksidan olarak adlandırdığımız bu vitaminler  ise  serbest radikallerin zarar vermesine engel olurlar.

 

 

 

   E VİTAMİNİ

 E Vitamini en önemli antioksidan kaynağıdır. E vitanmini bağıkılık sistemini destekleyen antioksidan bir vitamindir. E vitamini eksikliğinde kansızlık,kronik yorgunluk,sabahları uyanma zorluğu gibi belirtiler yaşanır.Yağda eriyen bir vitamin olup ve en önemli kaynağı da bitkisel yağlardır. Doğal ortamlarda ayrıca havuç  Buğday, pirinç, mısır, darı, çavdar, marul, soya, yerfıstığı, kabak çekirdeği, badem, susam, ceviz, zeytinyağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı, pamukyağı ve yeşil sebzelerde bol miktarda bulunur.

 

SELENYUM

 Selenyumun antioksidan özelliliği üzerine  son yıllarda çalışmalar başlamış ve giderek artmıştır. Selenyum özellikle E vitamini ile birlikte bağışıklık sistemi elemanları olan antikorların yapımını da arttırmaktadır. Ayrıca kansere karşı koruyucu etkisi olduğu kabul edilmektedir. Selenyum genelde E vitaminiyle beraber kullanılmaktadır böylelikle etkisi artmaktadır.

             

C VİTAMİNİ

C vitamininin dokuların yenilenmesinde ve vücudun enfeksiyonlara karşı savaşında rol oynayan yüzlerce  biyokimyasal olayda rol alan çok önemli bir antioksidandır.C vitamini doku bağlarını tutan ana protein maddesi olan kollageni de üretmektedir. Sigaranın olumsuz etkilerini azaltır. C vitamini Turunçgillerde bol miktarda bulunur. Doğal yollardan taze sebzelerde, maydanozda, soğanda, domateste, yeşil yapraklı sebzelerde ve biberde bulunur.

                                                                 

 

 

 

  BETA-KAROTEN

 

Beta karoten A vitamininin öncül maddesidir. (Provitamin) Karaciğerde depolanır ve ihtiyaç duyulduğu zaman A vitaminine dönüşür .

beta karoten, havuç, kayısı, kavun, böğürtlen, şeftali, balkabağı, lahana, bezelye, patateste başta olmak üzere tüm sarı, kırmızı ve yeşil renkli meyve ve sebzelerde bulunur.  Vücutta A vitamini etkilerini gösteren ve yağda çözünebilen Beta Karoten  Avitamin'nin etkilerinin yanında antioksidan etki göstererek;  serbest radikalleri etkisiz hale getirirmekte ,yaşlanmayı geciktirmekte,cildi ultraviyoleye karşı koruyup, hücrelerdeki sağlıksız değişiklikleri önler.

 

 A vitamini:

Kemiklerin sağlıklı gelişimini ve bağışıklık sisteminin düzenli işleyişinde önemli rol oynar.Aynı zamanda bir antioksidandır.Eksikliğinde gece körlüğü,halsizlik,cilt kuruluğu,diş çürümelerine neden olur.Yumurta sarısı,karaciğer,süt,ıspanak,havuç,yeşil bibertereyğında bulunur.

                    OZON      

Güçlü antioksidan özelliğine sahiptir.

Vücudun bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Ozon tedavisi ile vücudun antioksidanları tetiklenmekte ve yaşlanmanın başlıca sorumlusu olan serbest oksijen radikalleri ile savaşılmaktadır. Ozonun kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin metabolizma aktivasyonu ile genel iyilik hali ile kişiler kendilerini yenilenmiş  hissetmektedirler. Erkeklerde ise cinsel fonksiyon bozukluklarında faydalı sonuçlar alınmaktadır

            GÜÇLÜ BAĞIŞIKLIK SİSTEM

Ani sısı değişiklikleri, mevsim dönümleri,beslenme bozuklukları,sağlıksız ve sık yapılan diyetler, olumsuz çevre koşulları karşısında bağışıklık sistemini zayıflayarak gripten enfeksiyona ve daha bir çok hastalığa karşı vücut direncini kaybetmektedir.

ENFEKSİYONLARA KARŞI OZON TEDAVİSİ

 Ozon hepimizin bildiği oksijenin yüksek enerjili halidir. Tedavi amaçlı ozon insanlara oksijen gibi solunum yoluyla verilemez. Çünkü güçlü oksidasyon özelliği ile saf halde solunursa belirli bir dozdan sonra tahriş edici etki gösterir. Fakat deriden ve dokulardan ozon çok kolaylıkla emilir. Onun için ozon tedavisi genel olarak kanın ozonlanması yoluyla yapılır. Kanın ozonlanması ya kişinin kanı ozonlanarak kendisine geri verilir ya da solunum sistemi dışındaki dokulara ozon çeşitli yöntemlerle temas ettirilir.

 Ozon kana geçtikten çok kısa süre sonra da yüksek enerjili oksijen halinde etkisini göstermeye başlayarak hücrelerin içine girer. Hücreler de kendi özellikleri ve türlerine göre buna çeşitli yanıtlar verir. Kan hücrelerinden eritrositler özellikle yetersiz oksijen alan bölgelere hızla oksijen taşımaya başlarken diğer yandan kemik iliğine yaptığı uyarı ile yeni eritrosit yapımını sağlar. Trombosit ve endotel hücreleri ise bu uyarı ile büyüme faktörleri dediğimiz salgıları yapar.

 Bu yolla yara iyileşmesi, hızlanır. Kanda oluşan bazı bileşenler damarların genişlemesine yol açar. Nötrofil denilen kan hücrelerinin uyarılması ve sitokin sentezinin artması immun sistem denilen bağışıklık sistemini güçlendirir.

 

          OZONUN ETKİ ALANLARI

·         Kendini iyi hissetme: Ozon tedavisi gören kişilerin ortak ifadeleri kendilerini çok iyi, zinde ve sağlıklı hissettikleridir.

·         İmmum sistemin güçlenmesi: Çeşitli hastalıklara yakalanmış kişilerin bu hastalıktan kolaylıkla kurtulmasının yanında yeniden bu tür hastalıklara yakalanmamasını sağlar.

·         Kan dolaşımının artması: Bir yandan damarların genişlemesini diğer yandan kan hücrelerinin yapımını hızlandırmak yoluyla yetersiz kan giden bölgelere kanın daha iyi gitmesine yol açar. Bu yolla çeşitli damar hastalıkları tedavi edilir.

·         Yeni hücre yapımı: Hücre yapımının artması sonucunda iyileşmeyen yaraların kapanması mümkün olabilmektedir. Diğer yandan doğumdan sonra geçen her gün yaşlanan insanoğlunun yaşlanan hücrelerinin sağlığa kavuşması yanında genç hücrelere kavuşması sağlanır. Yapısı bozulmuş dokuların yenilenmesi ozon sayesinde mümkün olmaktadır.

·         Detoks etkisi: İnsan vücudundaki zararlı maddelerin uzaklaştırılması yoluyla olası zararlardan korunması gerçekleşir.

·         Antimikrobik etki: Bilinen her türlü virüs, bakteri, mantar gibi çeşitli hastalık etkenlerinin ölmesini sağlar. Bu yolla tıbben tedavi edilemeyen veya tedavi edilmesi çok güç olan hastalıklarının tedavi edilmesi mümkün olmaktadır

·         Ağrı giderici: Ağrıya yol açan nedeni ortadan kaldırmanın yanında ağrının hissedilmesine neden olan kimyasal bileşenlerin uzaklaştırılması yoluyla ağrı hissinin kısa sürede yok olmasını sağlar

·         Antikanserojen etki: Genel olarak kanser hücreleri oksijensiz ortamda oluşur ve ürer. Ozon yoluyla yüksek oksijene kavuşan dokulardaki kanserojen hücreler üreme yeteneğini yitirirler.

·         Yaşam kalitesini arttırma: Sağladığı tüm yararların yanında insanların bedensel ve ruhsal anlamda sorunlarını azaltarak veya yok ederek yaşam kalitesi denilen değerleri yükseltir.